Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kuytu

Ellerim titriyor.
Söylenecek çok söz var. Susuyorum. Küfrün bini bir para halbuki içimde.
Düşünceler içinde kalabalık adımlar atıyorum rüzgarı yararak. Sırtlandığım onca düşünce yüzünden kamburum, kendimi bildiğimi sandığımdan beri. Çoğu akşam sırtımı yasladığım o bankta tartıyorum yine doğruyu yanlışı. Düzene oturtamadığım onca oluşum içinde berrak sularda yüzemiyorum her zamanki gibi. Baş ağrılarım, göz kapaklarımı ağırlaştırıyor yavaş yavaş.
Tanrı tükürüyor yüzüme bir yandan. Islanıyorum. İnancımdan geriye kalanlar hayallerimi kıran düşüncelerden ibaret olsa gerek. Yoksa Tanrıyı ağlatırdı parmak uçlarım. Mecalim yok gibi. Yüzlerce olgu arasında söze dökülen onlarca cümle bir kere bile kesinlik ifade edemezken konuşmak istemiyorum. 2+2' nin bile 4 etmediğini bilerek nasıl konuşabilirim. "anladım ki" ile başlayan ders almalı cümlelerimin gerçeklik paylarını hesaba katmadan benimsememin ardından başka bir durumda elime verilen doğrularım, karşımda duran yanlışlarımla dah…

Kayıp Kişilik

Belki de haklıydı. Evet evet kesinlikle haklıydı. İçimizdeki birşeyleri kanıtlama çabası yitirmemizi sağlıyordu içtenlikleri. Kimi zaman kalabalık ama çoğu zaman yalnızız hepimiz. Yüzleşemediğimiz kötü benliğimizle yalnızız. Bazen başımızı yastığa koyduğumuzda kimi zaman da bir  bar köşesinde karşılıklı oturduğumuzda. Zor olan kabullenmek bugüne kadar hep farketmeden bilinç dışına ittiğimiz tramvaları. İşte bu yüzden yazıyorum  şimdi. Gerekli miydi diye soruyorum kendime, kendimi bulmak için bana yardım etmeleri. Üzerimde psikolojik çözümlemeler yapmaları. Yetersiz entellektüalize kayıp kişiliğim ben.  Tamamlanmamış düşüncelerim. Kayıtsız akışına bıraktım herşeyi bir süre. Ama şimdi yerimde duruyorum hiç bir ilerleme kat edemeden. Gerekli miydi tüm bunlar? Neyse. Yine kaçıyorum ben şimdi yine. Toparlayamıyorum cümlelerimi. Anlatamıyorum tam anlamıyla yine. Kayıp kişilik ben. Bazen hiç bulunamayacak olan. Bazen de köprüden önceki son çıkışa yaklaşıp yanlış yöne sapılan. Bulunacağım elb…

Yetersiz

Yaziyorum.
yaziyorum defalarca.
Duruluyorum.
Duruluyorum sonra.
Oyle anlar geliyorki balkon koselerinde.. konusacak seyler birikmis icten ice.eseleyemiyorum topragi.karanlik icinde simsiyah bir siluet olustururken ben , kulagima fisildayan ilhamini bulmus o sarkilar , bir kadeh kirmizi sikisip kaliyor icime.gozlerimi yakan duman karisirken havaya hissetmek o ilhamlari yetmiyor bana.sondurup gidiyorum iste bazen , yarim kalmis sozler icin.deniyorum.deniyorum cikarmak icin icimdeki beni.iste boyle bazen. Tatsiz , islak , soguk.
Bir zamanlar yeterdi bana tum bunlar.simdi sen eksiksin biraz biraz

Vaktinde Söze Dökülenler.

Şu zamana kadar süregelen tüm ruhsal durumlarımda hep dipte olmayı seçtim. Beynimi kemiren farelerin bıraktığı acıya alışmıştım artık. Bir yandan kendi kabuğuma çekiliyor bir yandan da içimde kopan fırtınalar yüzünden sığamıyordum kalıbıma. Yolda gözlerim kapalı yürürmüşçesine itiyordum kendimi somutluklardan. Uzaklaştıkça kendimi buluyordum içimde. Kendimi buldukça takatimi de kaybediyordum büyük ölçüde. Nietzsche'nin üst insanını bulmak için çabalamıştım hep. Gücünü toprak arasında gizleyen yüz yıllık ağaç kökü gibi ulaşmak istemiştim maneviyata maddiyat arasında.

"İnsan bir iptir ki üstinsanla hayvan arasına gerilmiştir.Uçurumun üstünde bir ip. Tehlikeli bir geçiş, tehlikeli bir yolculuk, tehlikeli bir geriye bakış, tehlikeli bir ürperiş ve duraksayış."

Arkamı dönmemek için zorlamamıştım hiç kendimi. Son insandan kaçışımı bastıramamıştım hiç bir zaman. Arkamı dönsem bile belki Nietzsche'nin dediği gibi duraksardım ama asla düşmezdim uçuruma. Dizlerim kanasa, elleri…

Örümcek Başlı Depresyon

Her yerimde bir uyuşukluk.
Ateş bir tek içimi ısıtamıyor.
Zoraki davranışlara esir olmamak için çırpınırken
Yine başım eğik, kaşlarımda aynı hal.
Bir kez olsun rahat bırakmıyor beni musibetler.
Korkularımla burun buruna ben.
Gözlerime yaşlar iniyor nispet yaparcasına.
Bilmem kaç ayaklı bu canavar
Bileklerimi kemiriyor sanki uzaktan uzaktan.
Gözlerimle büyütüyorum  cüssesini.
Usulca oynatırken bacaklarını irkiliyorum derin nefeslerimle.
Bu fobik hallerim yine bulaşıyor üstüme
Çıkmayan yağ lekesi gibi.
Ben kaçarken bir şeylerden
Burada yakalıyor beni uyuşukluk bu sefer.
İster istemez girdabına kapıldığım bu hayat
Çırpınmalarıma aldırış etmiyor.
Gücünün farkına vardıkça daha çok atılıyor üstüme dalgalarıyla....

People are strange 
When you're a stranger.
Faces look ugly when you're alone
...

Whe you're strange 
No one remembers your name
...
Alright baby yeah!

People Are Strange
Rutin sıkılmışlıklara olan kastım içimi daha da sıkıyor.
Olmak isteyip olamadığım her yer lügatımda her kelimeyi teker teker söküp atıyor.
Mutsuzluğu ilham olarak aldığım yakın dönemde artık büyük ölçüde ilhamımı da kaybettim.
Ruh dinginliğimi doruk noktasına çıkaran isteklerimi derhal yaşamak istiyorum.
Bu karmaşık ruh hali ve somut gerekliliklerin arasında bir kitap sayfasına dokunuşum bile yetiyor fırtınalarımın dinmesine.
Takılmış plak gibi tekrarladığım tüm gereklilikler sürekli boğuyor beni....

60'lardan 90'lara Nirvanaya Ulaştıranlar

Zamanında salonun en baş köşesine büyük bir hevesle konulmuş fakat yıllar yılı unutulmaktan nasibini almış, bir de yetmiyormuş gibi üzerine konulan dantel örtüyle yalnızlığa mahkum edilmiş radyolar tekrar hatırlanmayı bekliyorlar hep bir köşede. Popüler kültür altında fabrikasyonlaşmış insanlık ilk defa güzel bir akıma el uzatıyor bu sefer. Eskiye dönüş isteği içten içe insanların bastırdıkları o yorgun ve asi duygularının somutlaşmış hali. Gün geçtikçe hızlanan dünyaya ayak uydurmak bu denli zorlaşırken  hayalgücümüzün sınırlarını zorlayıp kendi yarattığımız ütopyalarda yatacak yer aramaya başladık. İşte bu trajikomik hal içerisinde soluduğu her saniyeyi kendi içine dönüş eylemleriyle taçlandıran insanlara sözüm. 
Metropollerin ortasında duygularını sisteme bahşetmiş bedenler koşuştururken etrafımızda 'biz'ler içten içe gülüyoruz onlara. Farkındalık değişimdir! Farkındalık sırt çevirmektir olağanlığa! Karanlık bir odada kapı eşiğinden sızan güneş hüzmesi kadar açıktır aslında f…

Kaçış

Her zamanki yerdeyim.Tanrıyı, onu, herkesi düşündüğüm yerdeyim.
Her gece yaşadığım düşünsel ayinlerimi gündüze taşıyorum bugün. Bir de aydınlık gökyüzünün tadına bakayım diyorum. Kulağımda "sound of muzak". Rüzgar tenimle tanışmak için yer arıyor. Bense umursamıyorum. Gözlerim ormanlık arazideki kıvrımlı yolda. Yolun sonunu merak ediyorum.
O ince taşlı yolda kaybolmak geçiyor içimden. Kaçıyorum yine, kaçmak istiyorum.

Karşımdaki camdan kendime bakıyorum sonra.Yansımamda "olmuşluk" arıyorum. Arzuladığım fikirlere, davranışlara, görünüşe erişebilmişlik arıyorum. O hiç kimsede bulamadığım benliğimi camdaki yansımamda bulmaya çalışıyorum. Bana arkadaş olsun diye...

Güneş, aya ödünç verirken gökyüzünü ben yine yalnızım. İttiğim her bedeni etrafımda istiyorum bazen. Zevksiz muhabbetlerine katlanacak kadar yalnız hissediyorum kendimi.

Özgür olmak istiyorum bir de. Sorumluluklar arasında züğürt tesellisi kıvamında kendime ayıracak vakit bulduğumda daha fazlasını istiyorum…

Cesur Yeni Dünya

Bir distopya kültünden esinlenen başka bir kült…
İlk  başta distopyanın kelime anlamını açaçak olursak,kitabı zihninizde betimlemeniz çok daha kolaylaşacaktır diye düşünüyorum.Distopya , -bir nevi anti ütopya da diyebiliriz- genel olarak eserlerde baskıcı devlet modeli altında incelense de aslında tüm baskıcı sistemleri tanımlamak için kullanılır.Ütopya , “olmayan güzel yer” demektir.Aslında günlük hayatta hayalini kurduğumuz her güzel yaşam bir nevi bizim ütopyalarımızdır.Bana kalırsa bir ütopyada illaki pegasusların, unicornların olması gerekmez…Neyse lafı çok dolandırmadan distopyanın da ütopyanın bir diger versiyonu olan “olmayan kötu yer” anlamına geldiğini söyleyebiliriz.Şimdii bu kült esere gelirsek ; Bu eser Aldous Huxley’nin magnum opusudur[i] demek yanlış olmaz.olayların 26. Yüzyılın distopik Londra’sında geçiyor olması ; daha romana başlamadan sizi meraklandırmaya yetiyor bile.  Romanda toplum; üreme teknolojisi ,öjenik[ii] ve hipnopedi[iii]  sayesinde dünya denetçilerinin is…

Sappho'nun Tutkusu

"Ey tahtı ışıl ışıl ölümsüz Aphrodite
Ulu Zeus’un düzenci kızı
yalvarırım yüreğimi acılarla
dağlama!"

Sappho, ilklerin kadını. Lirik şiirinin içinde yaşadığı ve yaşattığı Aphrodite'e olan tutku dolu aşkı, aslında bedeninin derinliklerinde sakladığı kadınsal isteğin ta kendisi.

Antik Yunan dönemi. Eşcinselliğin sadece üst sınıflardaki erkekler arasında görülebileceği düşüncesi Sappho'nun kadına duyduğu hazzı bastırmaya yetmiyordu bile. O bir elinde lir, dilinde şiirleri, kalbinde hisleri ile geziyordu Lesbos sokaklarında.

O kurtizanlığını derinlemesine yaşayan kadın. Evlendiği erkeğe layık olmak için aldığı bütün estetik ve sanat dersleri onu bambaşka bir yola saptırmıştı hayatında. Kadınlara haz duyuyor, bu hazzı şiirlerinde işlemeye korkmuyordu. Yakarıyordu tanrıçası Aphrodite'e. Kadınını istiyordu. Vücudunda gezinmek, onunla ölmek istiyordu.

Yargılayıcı gözler altında ezilmeden yürüyordu o sokaklarda. Biliyordu o doğruyu. Vücudu, düşünceleri nasıl isterse öyle yaşardı…

Brainwash İçerikli Oturgaçlı İzletgeç

Günümüz dünyasında çoğumuzun koşuşturmacadan dolayı gözünden kaçan gerçekler , bazıları için oltanın ucuna takılan yem kıvamında.Toplumsal üşengeçliğimizi yaşlandıkça benimsediğimiz gerçeği bizi akşamları kitap okuma alışkanlığından alıkoyarken televizyon başındaki üçlü koltuğumuza daha çok bağlanmamızı sağlıyor.Ancak bu faaliyetin devamlı gerçekleşmesi, bireylerin bir canavarın beyinlerini yavaş yavaş emmesine izin vermesiyle eş durumda. Toplumsal olarak yorgun bedenlerimizi televizyon başında dinlendirmeye çok meraklıyız.Üstelik izlediklerimizin gerçek hayatla alakası olmayacak kadar ütopik olduğunu bile bile izlediklerimizi örnek almaktan da geri kalmıyoruz.Fakat bu durumun altında yatan gerçek hiç iç açıcı değil.'Özenti' bireyler o gördükleri içtenlikten uzak ama bir o kadar şehvetli hayatlara sahip olmak için ellerinden ne geliyorsa yapmaya hazırlar.Bir kaç sene önce izlediğim bir programda bir kadın programa uygun bir konsepte sahip olup televizyon karşısına çıkmak için…

Washed Out -Hold Out

Monotonlaşan günlerden uzak

Bugünleri özlemeyecek kadar çok sokacağım artık hayatıma.Bugün monotonlaşan günlerden uzak!
Bir sene önce muhabbetlerimiz aynı , mekanımız merdivenlerdi bizim.Ancak uzun soluklu bir ara vermiştik bu konuşmalarımıza.Bırakın bu konuşmaları ilişiğimiz tamamen kesilmişti bizim.Son zamanlardaki konuşmalarımız ise özelliğini büyük ölçüde yitirmişti.Ancak bugün o solmakta olan çiçeği tekrar suladık biz...

Çoğu insan aslında atmayan bir kalbe sahip olduklarının farkında değiller.Herbiri teker teker teslim olmuşlar olağanlıklara.O kadar normal karşılamışlarki kendi normalliklerini , sorgulamamışlar ne yapıyorum diye.İnsan büyük ölçüde teslim olmuş bu düzene.Uçları yok etmiş kafasında , çoğunluğun seçtiğinin de bir uç fikir olduğunu unutarak.Kendiyle çelişmiş kısaca yaşamı boyunca.Çoğunun gözünden kaçan şey gerekliliklerin sürekli istekleri erteletmesi.Peki ya soruyorum bu kadar çok yakınan varken hayattan neden kimse harekete geçmiyor?Sorumluluklar yüklenmiş hepimizin sırtına.Yollarımızı şaşı…

Kafa'm bi dünya

Merhabalar;
Blogger olma yoluna başkoymamı , geç de olsa keşfettiğim güzel bir dergi ile resmiyete dökmek istedim.Öncelikle bu dergiyi nasıl bulduğumu anlatmak istiyorum.Malum okul durumum nedeniyle okuduğum şehir ile oturdugum şehir arasında bir kaç yıl savrulmak zorunda olan bir kızım.Yine bir İstanbul yolculuğumda , Harem'de inip Beşikta'a giden iskeleye giderken köşede gördüğüm küçük büfeye başka bir şey almak için gitmiştim.Sol tarafı süsleyen bir çok dergi kapağı arasında daha ilk girişimde gözüme çarptı bu KAFA.Belki dikkatimi çekmesinin sebebi kapağındaki Özgecan'dı.Ya da bir önceki basımında kapağına Hrant Dink'i koyduklarını hatırlamamdı.Evet önceden de görmütüm ama yeltenmemiştim almaya.Aslında bu sefer de öyle olmuştu.Alacağımı alıp çıkmıştım büfeden.45 gece vapuru için dışarıda dakikalar sayarken , karşıya geçtiğimde arkadaşımla buluşacağım için içimde biriktirdiğim heyecanımı vapurda boş boş dalgalara bakarak dizginleyemeyeceğimi farkettim.Bir şeyle meşg…